Kayıtlar

üç mevsim

üzerinden günler geçti. zaman aylardan haziranı seçti bana. üzerimden koca bir ömür geçti. adını eskimiş duvarlara yazdım. terk etmiyor bulutun gökyüzümü. çevir yüzünü, üzerimden yıllar geçti. zaman acılardan seni seçti bana.  bir sokak çocuğunun bakışlarından hayatı tanıdım. yokluğun kalbine doğmuş, var olan ne varsa sökmüş kalbinden. sorumlusu gerçekler. bağırsam duymuyorlar. durmuyorlar, duymuyorlar ve doymuyorlar. kandan tablolarını huzur odalarına asıyorlar. zaman mevsimlerden merhameti seçti. öfkeden bir kasırga oldu, zalimlerin üstünden geçti.  üzerinden çok zaman geçti. zaman unutmayı seçti. dünyanın üzerinden çok ömür geçti. bilmem hatırlar mı dünya doğan ilk güneşi. kendi sonunu hazırlar mı? insan unutmayı seçti, zalim zamanın yanına geçti. o çocuk büyüdü, zamanın ciğerini deşti.  acıdan doğan,  acımasını toprağa gömer.

bal arısı

doğmaktan çok korkuyorum bana öldüğüm günü hatırlatın kaygılarım kayıkların içinde sarhoşum ve öfkeliyim denize mesele ettiklerim karşımda bakıyor  gözlerimin içine içine içinde  dışında anlattıklarımın dışında gözlerinin içinde kusma artık halim perişan  perşembe kahpesinde yatıdayım beni böyle bilmezler olmaktan çok korkuyorum bana güldüğüm günü hatırlatın kaç kere gömdüler beni kaç kere gördüler ağlarken kaç kere öptüler dudaklarımdan inceldiği yerden kopardılar beni suçum isim vermek dünyaya affet beni katilim kaç kere sevdiler seni kaç kere gördüler ağlarken kaç kere öptüler dudaklarından yok yere var oldum yok yere kayboldum dünyadan en büyük hata uyanmak rüyadan

siyahla vals

farz edelim değmemiş ellerimiz semaya sevmemiş bahşedeni ve bahşedileni bile bile ölüme gidiyoruz ikimiz gel bu sabah da bahsedelim  gözyaşlarından semada tuttuğun ellerimden ve yeni yaşlarından sana ne bahşedildiyse   bahset bu akşam  karanlıklara soyun ve dans et sen yine de seni sevmediğimi farz et

bağlamından koparılan elmalar

bakmayın bana öyle, ben sinirli değilim. ben sadece, sadece biraz yorgunum. ben senelerce uyudum. beni senelerce uyuttular, hor gördüler. beni senelerce susturdular. ağzımı bantlamadılar ama bana söyleyecek kelime vermediler. ben gecelerce ağladım. ben gecelerce güldüm. ben gecelerce öldüm. ben her gece üşüdüm. her gece umudumu o pis kilimin altında aradım. ben hayata neden geldiğimi dahi sorguladım. ben yaşayan bir ölü müydüm, yoksa ölmekte olan bir canlı mıydım. ben kendimdeydim ne olduğumu, kim olduğumu biliyordum. benim hafızam vardı, ben aşık dahi olabiliyordum. peki... peki benden kelimelerimi, aşkımı kim çaldı? ne oldu da unuttum her şeyi? ben kimim. ben kim oluyorum da kim olduğumu sorguluyorum.  ben sadece ama sadece aciz bir uzaylıyım. kendine insan diyen herkes aslında uzaylıdır. insan dünyalı değildir sadece uzayın içinde yer alır. ölümlü olan hiç kimse kendisini bir gezegene bağlayamaz, bağlamamalı. ama ben o barakaya bağlandım. senelerce... senelerce senenin hangi mev...

aylaya

boşluğun dolu tarafında karantinalardayım.  hayatım dünyanın sonuna doğmuş gibi. başım yastığın kan dolu tarafında, masallarım kabusların kendisi olmuş. dünya bugün de tersinden doğmuş güneş bugün de sözünde durmuş gibi bir tekdüzelik. unutamadığım yeminlerim yedi şarap kadehinde. yeniden kurmaya başlayamadığım hayallerim, teselli dolu omuzlarımda yükseliyor.  yönünü kaybetmiş bir turna gibi çarpıyorum yaşlı ağaçlara.   bir hayat en fazla ne kadar yaşanamaz da olur böylesi. daha fazla ne kadar kara. ne kadar dar. kadarıyla. 

gözbilim

zamanla saatlerce sevişti güneş. iki çocukları oldu. çocuklarının isimleri ölüm ve merhametti. ölüm henüz erken yaşlarda, adına eşdeğer bir şekilde son nefesini vermişti. merhamet güneşin üstünü çamurla örttü. o da son nefesini verirken, avazı çıktığı kadar şu şekilde bağırıyordu. ''bu dünya güneşi, bu parlaklığı hak etmiyor. tüm insanlık, vicdanlarını henüz çocukken diri diri toprağa gömmüş. kendi sefaletinizde yok olun!''

gaye

insan mutlu olmak için yaşar hüzüne ulaşmak için adeta ölür bir insanı en çok hüzünlendirecek şey; çocukluğunun geri gelemeyeceğini sindirdiği o acı andır. meçhul geleceği güzel ve çekici vaatler ile onun aklını çelmeye çalışsa da, asla başarılı olamaz. çünkü; hüzün insanı her zaman doyurur. evet mutsuzdur o an, ama o andan haz alamayacağı anlamına gelmez bu. insanlığının manası öğrenir hüzünün doruk noktasında. çocukken büyümenin ne olduğunu asla bilemez . yaş alınca küçülme isteği hep bundan. hüzünü arzulamak ve işte ona ulaşmak. hedef her zaman müspet dozda acı.